Gündelik hayatımızda birçok sıkıntıyla karşılaşırız. Bunlar kimimizi, ya çok etkiler, kimimizi de az. Bunların asıl kaynağı insan olmamızdır. Çünkü hayvan sıkıntılardan üzüntü duymaz, geçmiş sıkıntıları ve gelecek korkusu yoktur. O anlık lezzetlerine bakar, kesilince de sadece kesilme vaktinde acı çeker, daha sonra o da gider. Ama insan öyle mi? Hele bir de duygusallık bizde ağır basarsa halimiz perişandır. En küçük sıkıntıda sanki, dünya bizim üzerimizde dönüyor. Bizim kadar kimse bu acıyı çekmiyor vb. düşüncelere kapılırız. Ama bilmeliyiz ki, testere ile kesilen peygamberleri, etleri parça parça edilerek öldürülen peygamberleri. Bunlara örnek verdiğimizde, ya bunlar peygamber der geçiştiririz, ya da biz onlar gibi olamayız deriz. Ama hiç aklımıza gelmez ki, bunlar da insan, üstün özellikli bir canlı değil! Onlar da acıkır, hastalanır, üşür ve en önemlisi ölür. Peki onları bu mertebelere çıkaran nedir dersen bunu en iyi bu iki ayeti kerime özetler:
“And olsun sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme yolu ile imtihan edeceğiz. Sabretenlere lütuf ve keremimi müjdele.(Bakara-155)”
“Ki onlar kendilerine bir bela geldiği zaman, ”Biz Allah’a dünyada teslim olmuş kullarız ve ahirette biz ancak O’na dönücüleriz”diyenlerdir.(Bakara-156)”

İşte onları o mertebeye çıkaran bu. Peki diyeceksiniz, o zaman ne yapmamız gerekiyor. Bunu da şu ayet-i kerime en iyi özetliyor:
“Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır. (YUNUS SURESİ / 109)”

Ama bu bizim için çok zor, biz bunu yapamayız, dersen ise o ayrı… O zaman kendi düşen ağlamaz, derim ben de. Nasıl çocuğumuza, kardeşimize ders çalışması için her türlü desteği veriyoruz ve çalışmayınca azarlıyoruz. O zaman sen, niye Allah’ın sana desteğini ve mükafatını bildiğin halde niye sabra çalışmıyorsun!
“Sizin yanınızda olan tükenir, Allah’ın katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle biz muhakkak vereceğiz. (NAHL SURESİ / 96)”

Unutmayın ki, siz sabredip beklemezseniz sadece kaybeden siz olursunuz. Diye bilirsiniz, ne yapmalıyım sabırlı olmak için. İlk başta herşeyin sizde biteceğini unutmayın! Duygusal, ve ben duygusu çok kuvvetli insanlar kendilerine yapılan en küçük yanlışı kaldıramaz. Ama bilmezler ki, bu da imtihanın bir parçası. Sıkıntı ve zorluk çekmeden Cennet olur mu, Cennet o kadar ucuz değil. Sen sıkıntı çekmeyeceksin, üzülmeyeceksin ve bu sıkıntılara karşı sabretmeyeceksin ve cennete gireceksin. Ancak, rüyanızda görürsünüz!
“Yoksa siz, kendinizden önce gelenlerin benzer durumu başınıza gelmeden Cennet’e gireceğinizi mi sandınız ?! Onlara ezici üzücü sıkıntı ve zorluklar gelip dokundu da sarsıldıkça sarsıldılar, o kadar ki Peygamber ve Onunla beraber olan inanmışlar: «Allah’ın yardımı ne zaman ?!» diyecek duruma gelmişlerdi. Haberiniz olsun ki, Allah’ın yardımı elbette yakındır.(Bakara-214)”
“İnsanlar, “amenna (îmân ettik)” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir.(Ankebut-2-3)

Unutmayın, nasıl ateş, pastayı pişirirse, sıkıntılar da insanı sabrettiği ölçüde pişirir. Sen başka nedenden sıkıntı çekersin, başkası başka nedenden. Belki sen haksızlığa uğratılırsın ama sana göredir bu.
Aslında bir iftiraya uğrarsın belki cezaevine girersin. Haksızlığa uğradın sanırsın. Bu yüzden insanlar sana zulmetmiştir. Ama kader-i ilahi sana adalet etmiştir. Sana merhamet etmiştir. Senin unuttuğun veya bilmediğin, hatırlamak istemediğin başka bir suçundan dolayı kader seni oraya mahkum etmiştir. İnsan sana burada zulmetti ama kader başka suçlarının ahirette senin önüne çıkmaması için adalet edip, burada hapsetti.

Bu yüzden herşeye hikmet dairesinde bakmak lazım. Büyüklerin güzel bir sözü vardır: “Ayağın bir taşa takılırsa hemen kalbini yokla, acaba suçum neydi diye?”

Unutmayın siz sıkıntılara üzülmekle, sıkıntı geçmez. Hatta tam tersine, sen önemsedikçe büyür. Öyle demiyor mu güzel üstad: “Maddî musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür…Merak vasıtasıyla o musibet cesedden geçerek kalbde de kökleşir, bir manevî musibeti dahi netice(sonuç) verir; ona istinad eder(dayanır), devam eder. Ne vakit o merakı, kazaya rıza(olmuş bir kaderdir) ve tevekkül vasıtasıyla izale etse(giderse), bir ağacın kökü kesilmesi gibi maddî musibet hafifleşe hafifleşe kökü kesilmiş ağaç gibi kurur gider.”

Bela ve musibetler eğer sabredilip, şükredilse, güzelikleriyle kabul edilse, Cennet kapılarını size açan bir yardımcı olur!

Ama yine bu yazdıklarımı ister kabul edersiniz, o zaman dünyanın en mutlu ve rahat insanı olursunuz, ya da, önem verdikçe, üstüne gittikçe başınızda patlar, hayatınızı mahveder, kurdun ağacı yiyip, bitirdiği gibi sizi bitirir. Tercih sizin!

0 views

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir